Ana Sayfa | Mp3bul.com | Favorilerine Ekle | İletişim
Ana Sayfa
Editörden
Genel
Ekonomi
Siyaset
Dünya
Spor
Eğitim
Sağlık
Magazin
Asayiş
Yerel
Otomobil
Teknoloji
Araştırma Haberleri
Altuğ ÖZTÜRK

Özgürlüğe Tutsak Olmak
 

Sabahattin TALU

On yıl önce, bugün, ya on yıl sonra?
 

Gündogdu YILDIRIM

KPSS Sınavı
 

İbrahim AKIN

Allahın Kadrini Hakkıyla Takdir Edemeyenler
 

Görkem EREN

118’in yeni numarası neydi Birsen?
 

Elif ALACA

Gerçek sevginin kaynağı Allah'tır
 

Vedat SARAK

12 Eylül 1980...
 

Tuğba BULAN

"Miş" gibi yapma fikrinin gerilimi
 

Selçuk KÖKSAL

Kariyer Üzerine...
 

Abdulmuttalip ONAY

Kürt Kardeşime Mektup
 

Mustafa Kemal AYÇİÇEK

AKP, Demokrasi Sınavında!
 

Nuran YELKENCİ

İş Aşkı
 

Deniz ÖNEL

Dördüncü Güç’ün Ticarileşme Sorunsalı
 

Dr. Murat BAŞ

İleri ama nereye?
 

İlkay KÜÇÜK

Engel ve Yaşam
 

Sumru AYDIN

Demokratikleşme Arkasında
 

Cem ECEVİT

Solda İttifak Mümkün mü?
 

Candan DEDEHAYIR

Sunay Akın Şiirleri...
 

Psk. Uğur DALAN

Çağımızın Hastalığı"DEPRESYON"
 

Şirvan AVCI

Günü Kurtarmak
 

Çağrı DAVRAN

Raul defteri kapandı mı?
 

Can ŞAKARCAN

Bisikletçilerde Vücut Ölçüleri ve Hız
 

Murat CAN

34 MLY 50
 

Semih ÖKTEN

Buda mı olacaktı, nerede insanlık...
 

Murat Can BEDEL

İbrahim Akın'ı kurtarın!
 

Manolya AKSOY

İletişim Teknolojileri
 

Görkem EREN

Çocuk ve Suç

Suç, tarihin ilk çağlarından itibaren yüzyıllar boyunca toplumların korku ile karışık ilgilerini yönelttikleri, nedenleri üzerinde durdukları ve karşı önlemler aldıkları toplumsal bir sorun olmuştur. Suç evrensel bir olaydır. Tarihin en eski devirlerinden beri vardır ve var olmaya da be yazık ki… Devam edecektir.

Her ne kadar ergenlik, bazı kalıtsal etkenler, psikiyatrik sorunlar ve beden kusurlarının suçlulukta etkili olabileceği teorileri destek görüyorsa da, günümüzde daha çok çevre faktörlerinin etkili olduğu kabul edilmektedir. Sevgi yoksunluğu, yanlış veya eksik eğitim, baskıcı disiplin yöntemleri, çocuk istismarı, iç ve dış göçlerin oluşturduğu kültür çatışmaları, gecekondulaşma, yöresel gelenek ve görenekler, ekonomik bunalımlar, çocuğun erken yaşta çalışmak zorunda kalması, parçalanmış aileler, ailede suçlu birey örnekleri ile kitle iletişim araçlarındaki şiddet ve suçlarla ilgili programlar çocukları suça iten nedenler arasında sayılabilir.

İnsanların üzerinde ittifakla anlaştıkları tek konu, çocukların toplumun geleceği olduğu gerçeğidir. İnsanın en çok sevdiği şey çocukları olmasına karşın yeryüzünde milyonlarca çocuk açlığın ve yokluğun pençesinde kıvranıp can vermekte, savaşlarda ölmekte ve çocukluğunu yaşamadan suça, cezaevlerine düşmektedir. Yapılan araştırmalar “Suçlu çocuk yok, ancak suça itilmiş çocuk var” tarzını doğruluyor.

Çocuğun bebeklik döneminde Annesini kaybetmesi onun duygusal gelişimini tamamlayamamasına sebep olur. 0-5 yaş arasında karakterin şekillendiği üzerindeki görüş birliğini göz önüne alacak olursak bu durumun çocuğu suça itebileceğini söyleyebiliriz.

Çocukluk döneninin en tehlikeli bölümü şüphesiz ki ergenlik çağı dediğimiz 12-15 yaş dönemidir. Çocuk bu süre içinde bir arayış içine girer. Birilerine benzemek ister. Kendi kendini sorgular ve duyguları kabarır. Bu dönemi aile ve okul çocuğun üzerine gitmeden atlatırsa çocuk sağlıklı bir fert olur. Aksi taktirde bu devredeki duygu selinin kendisini içine ittiği bir sürü suç içine düşüp çıkamayabilir.

Aile en küçük toplum birimidir. Mükemmel fertler bu çekirdekte yetişir. Yani aile iyi ya da kötü bütün tohumların yetiştiği ortamdır. Bundan dolayıdır ki ailenin çocuğun gelişimi, onun topluma yararlı bir fert olması ya da suça itilen bir çocuk, anti-sosyal bir varlık olması yönünde etkileri çok büyüktür. Ailenin çocuk üzerindeki etkisi anne karnında başlar. Aile çocuğuna -Grup içinde dengeli birey olması için duygusunu bunun gerçeklemesi için gerekli ortamı, rehberliği ve sorunları çözer.

Çocuk içinde büyüdüğü ailenin sosyal yapısından etkilenir. Ailenin birlik veya dağınık olması ya da Anne babadan birisinin ölümü çocuğun duygusal gelişimini son derece etkiler. Ayrıca ailenin sosyo-ekonomik ve kültürel düzeyi onun ilk sosyal deneyimlerini oluşturacak ve kişiliğin gelişmesinde son derece önemli bir faktör olacaktır. Ayrıca Ebeveynin çocuğa sert ya da yumuşak tavırları, tutumları, ona değer verip vermemesi, ergenlik çağında ona yardımcı olup olmamasında son derece önemlidir. Çünkü çocuk bu tutumların bağrında gelişir.

O halde Ebeveynler:

-    Çocukların güven duygusunu geliştirecek şartları hazırlamak,

-    Yeterince sevgi, şefkat ve ilgi göstermeleri,

-    Çocuğun gelişme dönemlerini bilip ona göre davranmaları,

-    Çocukları kendi yetenekleri ve konumlarında kabul etmeleri,

-    Gerekli miktarda oyun oynama imkanlarını hazırlamak

zorundadırlar.

Ailede disiplin anlayışı çocuğun duygularını bastırıcı makul isteklerine gem vurucu mahiyette değil de, tutarı, ve makul disiplin anlayışının olması gerekir. Buna tatlı sert bir disiplin anlayışı da diyebiliriz. Baskıcı aile çocuklarının suça yöneldiklerini ve bastırılan duyguların ileride ruhsal bozukluk olarak karşımıza çıktığını görmekteyiz. Ayrıca bozuk ve parçalanmış ailelerde gösterilemez ve istenilmeyen çocuk ilan edilir? Bu durumda şüphesiz çocuğun gelişimini olumsuz etkileyip suça iter.

Ayrıca ailenin eğitim durumu sosyo-ekonomik durumu, ailedeki birey sayısı ve konut durumda suça etkendir. Okuma yazma bilmeyen aile çocukları ve kendilerine ait olmayan meskenlerde oturan aile çocukları suça daha yatkındır.

Ailenin yanında suçluluğu en fazla etkileyen bir diğer unsur da OKUL’dur. Çocuğun kişiliğinin oluşmasında çok önemli bir faktör olan eğitimin aracı okul şüphesiz ki suçları azaltmaktadır. Okul bir sosyal kurum olarak gerektiğinde aile ve yakın çevrenin veremediği olumlu etkileşim ortamını hazırlayan bu boşluğu dolduran bir kuruluştur. Okul, bu önemli işlevini gereği gibi yerine getirebildiği ölçüde başarılı olur.

Araştırmalar göstermiştir ki sosyo ekonomik ve yakın çevre şartlarını rolünü ve önemini açıkça ortaya koymaktadır. Yoksul aile çocukları imkânsızlıklar içinde suça itilir. Nüfus hareketleri ve iç güçlerle kültürel karışımlar, Savaşlarda çocuğun duygusal iç güçlerle kültürel karışımların bir sonucu olarak suç artmaktadır. Savaşlarda çocuğun duygusal gelişimini etkilediği için, suçlara neden olabilir.

Korunmaya muhtaç çocuklar özellikle 0-6 yaş grubu için bakımevlerinden daha ideal bir çözüm olarak görülen “koruyucu aile yönetimi” denebilir. Koruyucu aile çocuğa nispeten ebeveynlik vazifesi göreceğinden dolayı suç oranlarında düşecektir.

Bazı kitle iletişim araçları da çocukları suça iter. TV de gördüğü şiddet uygulamak isteyen nice çocuk vardır. Eğlence araçlarındaki şiddet de kötüdür.

Genellikle suçun köy ve küçük şehirlere göre büyük şehirlerde daha fazla işlenmekte olduğu saptanmıştır.

Şehirleşmeyle özellikle cebir şiddet suçları azalırken mala yönelik suçlar artmaktadır. Büyük şehirlerde kazanç sağlayan mala yönelik suçlar için olanaklar ve suçların gizli kalması olasılığı daha fazladır. Ayrıca toplum baskısı iyice azalmıştır. Bu yüzden kent yaşamında suçluluk oranları daha fazla olmakta, küçük yerleşim birimlerinde ise polisin daha az etkili olmasına rağmen daha az miktarda suç oranına rastlanmaktadır.

Kırsal kesimden kentlere göç olayı, özellikle genç kuşakları etkileyerek suç potansiyelini de beraberinde getirmektedir.

Ancak gelecekte Batı ülkelerinde görüldüğü gibi kent kökenlilerin suçlu çocuklarının çoğunluğu oluşturması olasılığı da göz ardı edilmemelidir.

Bu güne kadar gecekonduya ve kaçak yapılaşmaya müdahale etmeyen şehirlerin istila edilmesine göz yuman tüm belediye başkanları, sadece çarpık kentleşme sonucunda oluşan sağlık sorunları ve doğal afetlerin oluşturduğu zararlardan değil çocuk suçluluğunun artışından da sorumludur.

İlgili Anayasa maddeleri:

Anayasa 23: Herkes yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.

Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli bir kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak;

Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek;

Amaçlarıyla sınırlanabilir

...............

Anayasa 35/3: Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz

Anayasa 56: Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.

Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.

Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi arttırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tel elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.

Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir.

Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir.

TÜRKİYE'NİN SUÇLU ÇOCUKLARI

Türkiye dünyadaki mezkûr gelişmelerden derinden etkilenmiştir. Sanayileşme ve hızlı bir kentleşmenin yasadışı ülkemizdeki bu gelişmeler düzenli olmadığı için çarpıklıklara sebep olmaktadır. Tabii ki çocuk suçlarında da önemli artış olmaktadır. Çocuk suçları genel suçlara oranla %5 tir. Ne yazık ki işlenmen suçların cinsini ve yüzdelik dilimini bulmanın ötesinde bir şey yapmamışız.

Türkiye'de, Ankara, İzmir ve Elazığ’da çocuklar için ıslah ve cezaevleri vardır? Çocuk suçlarının en fazlası şahsa karşı işlenen suçlar, cinsel, suçlar ve mala karşı işlenen suçlar olarak sıralayabiliriz.

Şahsa karşı işlenen suçlardan hüküm güden çocuklar, kan davası, hayvan ve arazi antlaşmazlığı, namus temizleme gibi sosyal sorunlardan dolayı suç işlemişlerdir.

Islahevlerindeki çocukları topluma kazandırma gibi planlar olmazsa çocuk hayat boyu potansiyel suçlu olacaktır. Çocukları hor görmeden, aşağılamadan, yaptıkları suçun yanlışlığını ikna ederek anlatmak bir görevdir. Aksi takdirde ıslahevinden çıkan çocuk başka bir suçla yeniden cezaevine gelecektir.

BU KONU GİDEREK TEHLİKELİ BOYUT ALIYOR

Ülkemizde 'Sokak çocukları' diye bir kavram var. Sokak çocuğunun bugün ne bir tanımı var, ne de sokak çocuğu sayısını bilen. Bazı kuruluşlara göre 3 bin, bazılarına göre 43 bin. Sokak çocukları konusunda her şey polisten, jandarmadan bekleniyor. 'Sokak çocuğu' diye: nitelendirilenler 'Çocukların ahlakını bozar' gerekçesiyle SHÇEK yurtlarına da alınmıyor.

Yasalara göre 18 yaşından küçüklere 'Çocuk' deniliyor. 12 yaşından küçüklerin ise 'Cezaî ehliyeti' yok. 18 yasından küçüklerin sorgusunu polis yapamıyor. Bunlara kelepçe takamıyor. Ankara'da yapılan İl Emniyet Müdürleri toplantısında çarpıcı rakamlar verildi. Bir ilin Emniyet Müdürü, 'Çocuk suçlulardan' yakınırken, kendi ilindeki olayı örnek verdi, 14- yaşındaki kızın tam 176 sabıkası var. Polis sorgusunu yapamıyor, yer göstermesini yaptıramıyor, kelepçe takamıyor, saldırganlıkları önlenemiyor.

'Çocuk suçlu'ların karıştığı olaylar soruşturulamadığı için bu konuda sorunlar ve sıkıntılar da artıyor. Birçok suç ortaya çıkarılamıyor, bu durum kullanılan çocukların suç işleme eğilimini de yükseltiyor. 'Nasıl olsa bir şey olmuyor' anlayışı suçlu sayısında patlamaya yol açıyor. Suçla mücadele edilebilmesi için kişinin yakalanması, suç kanıtlarının toplanması, ifadesinin alınması gerekiyor. Yeni yasalar artık birçok konuda engel getiriyor. Sağlıklı bir sorgu için Almanya'da gözaltı süresi 48 saat olmasına karşın, Türkiye'de bu 24 saat. Gelin de bu süre içinde olayı çözmeye çalışın. Polisin de. savcının da,

BUNLAR POLİSİN, JANDARMANIN GÖREVİ Mİ?

Emniyet Genel Müdürlüğü de, Jandarma Genel Komutanlığı da 'Sokak çocukları' konusunda son derece duyarlı davranıyor. Bugün Emniyetin 50, Jandarmanın ise 7 çocuk bakım ünitesi bulunuyor. Kayıp, suç mağduru, kimsesizler bu merkezlerde toplanıyor. Bu merkezlerin resmi bir ödeneği yok. Personel kendi aralarında ya da işyerlerinden sağladıkları yardımlarda çocuklar hakkında 'Koruma kararı' alınıncaya ya da ailelerine teslim edilinceye kadar bu merkezde bakıyor.

Polisin, jandarmanın görevi midir bir bebeğin bezini değiştirmek, mamasını yedirmek. Ancak, bu görevi sahiplenen olmayınca iş yine polise, jandarmaya düşüyor. Ne yazık ki resmi toplantılar yapılıyor, çocukların bakımı güvenlik birimlerinin üzerine kalıyor. Kalıyor ama yasal dayanağı olmadan, yönetmeliği, tüzüğü bulunmadan. Orada bir çocuğun ölmesi halinde bunun altından nasıl kalkılacak bilen yok...

Önerilen Çözüm: Gecekondulaşmanın önlenebilmesi için siyasi iktidarların oy kaygısından uzak şehir yasaları yapılmalı, imar affı kanunları yürürlükten kaldırılmalı, imara dönük af yasası olmamalıdır.

Kamunun malı olan devlet, hazine, belediye arsalarına yapılan kaçak yapıların, gecekonduların kente karşı işlenmiş bir suç olduğu görüşü toplumun bütün kesimlerince benimsenmeli;

Türk Ceza Kanunundaki hırsızlık ve gasp suçlarına eşdeğer kabul edilecek yasal düzenlemeler yapılmalı, imar mevzuatına aykırı yapılaşmalara karşı müdahale ve yaptırım gücüyle donatılmış, meslek odaları, sivil kuruluşlar ve bilim adamları katılımlı, özerk, yerel ve demokratik denetleme kurumları oluşturulmalı ;

yaşadığımız kente sahip çıkma amacıyla hukuka aykırı olarak tesis edilen idarenin her türlü işlem ve eylemine karşı sorumlu bir birey olmanın gereğini yerine getirerek "menfaatlerimizin ihlal edildiği " her durumda idari yargı yoluna başvurarak iptal davalar açmak hepimiz için hem bir hak hem bir ödev olmalıdır.

Hazine arazilerinin belediyelere ve toplu konut kooperatiflerine devri ile gecekondu önleme bölgeleri oluşturulmalı, gecekonduya karşı proje uydu kentler yapılmalıdır.

Köydeki gelir azlığı, verimsizlik, işgücü fazlalığı gibi itici nedenlerin önlenmesi gerekmektedir. Kırsal alanda verimkar istihdam olanakları meydana getirilebilmelidir. Tarım dışı hizmetler kırsal alana girmelidir.

Sanayi kuruluşları şehir dışı nitelikte oluşturulmalı , ham maddeye bağlı olmayan serbest sanayi kuruluşları iş gücü arzının en yüksek olduğu bölgelere kurulmalı, bölgeler arası dengeli politika uygulanmalı ,sanayi nüfusu yurt çapında dengeli dağıtılmalı, GAP projesi benzeri DAP ,KAP projeleri yaşama geçirilerek halkın doğduğu yerde tutulması sağlanmalıdır.

DAP, KAP gibi projelerin gerçekleştirilmesi şehirlere göçü engelleyerek şehirlerde meydana gelen birçok sorunların yanında suçlulukta da bir azalmaya neden olacaktır.

Demiryolu ağırlıklı hızlı bir ulaşım sistemi oluşturulup, cazibe merkezi olan büyük şehirlere gidip-gelme kolaylaştırılarak, şehre göç ihtiyacı ortadan kaldırılmalıdır.

Çevrenin suçluluk özellikle de çocuk suçluluğu üzerindeki olumsuz etkileri dikkate alınmalı, Çocuk Mahkemelerinde çocukların çevrelerini araştırma görevi olan ve sayıları yetersiz sosyal hizmet uzmanı, psikolog, pedagog gibi uzmanların sayısının arttırılması sağlanmalıdır. Çocuk Mahkemelerinde yargılanan çocuklara ait özel olmayan istatistikî bilgilerden yararlanarak bir izleme yöntemi geliştirilmelidir.

Çocuk suçlularla ilgili olarak özel olarak eğitilmiş polislerden Çocuk Polis departmanları kurulmalıdır.

Çevrenin etkisiyle artabilecek ve ergenlik dönemi bunalımları olarak ortaya çıkan suçları önlemek için aile danışma merkezleri ve gençlik merkezleri yaygınlaştırılmalı, gençlerin sosyal kültürel faaliyetlerden yararlanabilmesi için belediyeler düzeyinde uygun imkânlar sağlanmalıdır.    

Çocuğu suç işlemeye teşvik eden ailelerin velayet hakkını sınırlayan vesayet daireleri kurulmalıdır.

Çocukları suça teşvik ve azmettiren kişilere yönelik ceza ve yaptırımların büyüklerinkinden daha fazla olmasını sağlayacak özel düzenlemelerin oluşturulmalı, azmettiren kişi ebeveynlerden ya da akrabalardan biriyse yaptırım daha da arttırılmalıdır.

İzmir’de geçen yıllarda gecekondulaşma ve çarpık kentleşme nedeniyle bir sel felaketi yaşandı ve onlarca insan öldü. Bu gidişatı durduramazsak doğal sellerin yanı sıra bilelim ki suç selleri de kapıdadır

YENİ PROJE: İLK ADIM İSTASYONU

Sokak çocukları'nın karıştığı kapkaç, hırsızlık olayları artınca, yıllardır ihmal edilen bu konu da özel önlemler için bakanlıklar harekete geçti, İçişleri, Milli Eğitim, Sağlık, SHÇEK'nun bağlı olduğu Devlet Bakanlığı, Adalet Bakanlığı yetkilileri bir araya gelip bu konuda neler yapılabileceğini araştırdılar.

Bir proje hazırlandı. Önce İstanbul'dan başlanacak olan projeye göre 'İlk Adım İstasyonları' kurulacak. Sosyal hizmet uzmanı, doktor. SHÇEK mensubu, polis ya da jandarmadan oluşacak 'Mobil ekipler' sokak çocuklarına ulaşacak, bunları 'İlk Adım İstasyonu' adı verilen toplama merkezlerine getirecek.

Uzmanlar, getirilen çocukların uyuşturucu, uyarıcı bağımlısı olup olmadığını araştıracak. Bu bağımlılıktan kurtulmak isteyenler merkezlerde rehabilite edilecek, tedavilerinin tamamlanmasından sonra ya ailesinin yanında kalmaya, ya da koruyucu aile yanında kalmaya yönlendirilecek. Çocuklar ilgili ekipler tarafından zaman zaman ziyaret edilecek ve kontrol altında tutulacak.

Emniyetin konuyu yakından bilen yetkililerinin bu konuda çekinceleri var, Hakkında 'Koruma karan' olmadan bu çocukların toplama merkezlerinde tutulmasının yasal olmayacağı ve bunun da kendileri için sorunlar yaratacağını belirtiyorlar. Haksız da değiller... Aslında bu konular tam anlamıyla yerel yönetimlerin işi. Ancak biz de her zaman en kolay yol polisin, jandarmanın üzerine bu işleri sarmak... Projenin sağlıklı işleyebilmesi için yerel yönetimlerin bu çalışmanın kesinlikle içinde olmasını ortaya koyuyor.


17 Mayıs 2006

Yazarın Diğer Yazıları


118’in yeni numarası neydi Birsen?


Anket
Teknoloji alışverişlerinizi nereden yapmayı terchi edersiniz?
İnternetten
Teknoloji marketlerinden
Tercih ettiğim ürünün kendi mağazasından
Zincir mağazalardan (YKM, Boyner, Evkur, vs.)
Yurtdışından
Anket Sonuçları
Haftanın Yazıları
Gündogdu YILDIRIM
Gündogdu YILDIRIM
KPSS Sınavı

Özel Haber

Avrupa Birliği Nedir?

Reklam Haber

Haftanın Röportajı

Sporun içinde bilgi olmalı
Murat Kosova

Hava Durumu


Türkiye'de kayıtlı son 200 DEPREM


Fırsat Linkleri
Anaerobik Arıtma ve Uygulamaları
Şifalı Bitkiler & Kozmik Bilim Işığında
İsrail'in Şifresi (Özel Baskı Özel Fiyat)
Umut & Hayat Akan Bir Sudur


Link Verenler
QlikView Danışmanlık
Freelance Fotografçı
Şampuan ve Vazelin Üretimi
Hunting in Cameroon
Gazete Kafe


Ana Sayfa | Reklam | İletişim | Mp3bul.com

Haberseli.com IHA'nın sözleşmeli internet abonesidir