|
Gündem de Danıştay a yapılan saldırının yankısı hala devam etmekte. Hükümetin nasıl gideceğine dair çeşitli senaryolar yazılmaya başlandı görsel medyada. Atalarımızın bir sözü vardır; “Allah devlete MİLLETE zeval vermesin” diye. Sanırım bundan sonra artık bu sözden devlet çıkartılacak ve “Millete zeval” vermesin denilecek. Allah’ın devletsiz bir millete ne derece ve ne kadar zeval vermeyeceği ayrı bir mevzu elbette.
26-05-2006 Cuma günü Haziran ayında Amerika’ya gidecek olan Fatih TAVŞAN arkadaşımla Mecidiyeköy otobüs durağından 85-O sefer numaralı 34 MLY 50 plaka belediye otobüsüne bindik. Gayet neşeli bir muhabbet havası içinde yolculuğa devam ediyorduk ki; “Senin ananı da ecdadını da” diye başlayan bir küfür havada birden soğuk bir rüzgar estirdi adeta…
Kapı yanında ayakta duran iki gençten biri şoföre doğru gidip bir şeyler söylemeye başladı. Film şeridi bundan sonra koptu aslında. Şoför kaldırdığı yumruklarını muhatabına rast gele vururken diğer arkadaşı da koşarak şoföre doğru yürüyünce ben öylece oturmanın doğru olmadığını düşündüm ve kavgayı ayırmak için yerimden fırladım, her ne kadar Fatih arkadaşım “ abi dur sen karışma“ desede... Orada laf olsun babından ayıptır yapmayın, dur dur diyenler olsa da daha sonra fark ettim kavgaya fiili olarak ayırma müdahalesinde bulunan kimse yoktu. Otobüsten inildi ve kavga durakta devam etmeye başladı. Gençlerden biri ön kapıdan diğeri orta kapıdan girip şoförü sıkıştırmışlardı.Sanki güvenlik kolluğu görevlisi gibi ben yine seyretmek yerine müdahalede bulundum. Cüsseli olan delikanlıyı tutmuştum ki birden boğazım yanmaya ve ve gözlerim tarifsiz bir acıyla sızlamaya başladı.Bir an için kolumu boşluğa salladığım da Fatih in sesi geldi kulaklarıma. Beni tutan kendisiydi. Aşağı indiğimi hayal gibi hatırlıyorum. Boğazımda ki acı artarken gözlerimde ise anlatılmayacak bir sızı vardı. Kulağıma su su verin çabuk suyu olan yok mu gibi sesler geliyordu. Bir bayanın “aç avucunu yüzünü yıka sözleri” hala kulaklarımda.
Değişik sesler işitiyordum. Kimileri ne olmuş diye merakla sorarken birileri bol suyla yıka hemen geçer tavsiyesinde bulunuyordu.
Fatih bir bakkal dan 2,5 lt su getirmişti sağ olsun. Bir başka bayan “hemen şurada sağlık ocağı var, gidin isterseniz deyince hemen o yöne hızla adımlamaya başladık.
Sağlık ocağında bize acil müdahalede bulunarak tedavi yardımında bulunan ilk tedavi için ilaç yazan Doktor Asuman Hanım bizden keşke gazın ne olduğunu bilseydik teşhisi daha çabuk koyabilirdik, ama ben geçici bir ilaç tedavisi yazayım diyerek reçeteyi bize verdi. Kendisine buradan derin teşekkürlerimi iletiyorum. Bir oğlu olduğunu söylemişti oğluna sevgilerimi sunar beyine saygılarımı arz ederim.
------
Asıl hadise bundan sonra başlamakta. Biz Fatihle beraber eğer şoför hala oradaysa gidip gazı alalım dedik ve gittik. Olay yerine iki polis aracı gelmişti. 4 polis arasında şoför arkadaki polis aracına doğru gitmekteyken yetiştim ve kolundan tutarak. “Doktor teşhis için gazı istiyor ver” dedim…
Evet birazcık düşünmenizi rica edeceğim sizden. Bu noktadan sonra acaba ne olmuştur...?
Polisler beni kolumdan tuttular ve –Sende kimsin, dur bakalım. Olay içinde sende vardın madem, gel ifadeni ver” dediklerini düşünüyorsanız YANILIYORSUNUZ.
Polisler önünde şoför gazı cebinden çıkardı bana verdi biz tekrar o 4 polis arasından geçerek sağlık ocağına gittik. Arkadaşımla beraber ikinci bir şok yaşamıştık. Otobüs içinde olayı başlatan iki genç ifadelerinde “Şoför bize gaz sıktı” diyecek olsalar YALAN söylemiş olacaklar çünkü üstü aranan şoförden gaz çıkmayacaktır….
Acaba ADALET BAZEN taraflımı işlemekte. Benim bu yaşıma kadar Türkiye de yaşadığım ilk olaydı. Bundan sonra ki zamanda eğer yine bir kavga veya haksızlığa şahit olursam acaba ne yaparım bilemiyorum. Şoför tarafından sıkılan biber gazı değil de hangi tarafın çıkardığı bilinmeyen bir bıçak olsaydı ne olurdu acaba?
Günde kim bilir buna benzer neler yaşanmakta. Dr Asuman hanım “biz bazen burada nöbete kaldığımızda hasta veya hasta yakınları tarafından dayak atılmakla karşı karşıya kalıyoruz" demişti… Buna inanmak dahi istemiyorum.
Her ne olursa olsun kendimizi gerçek eğitimle barışık hale getirmeliyiz.
Belalardan uzak bir yaşam temennilerimle…
marat_can@hotmail.com
29 Mayıs 2006
|
|
|