|
Sumru AYDIN
Demokratikleşme Arkasında
|
Herşey eski ABD Dışişleri Bakanı Richard Holbrooke’un “ABD, 11 Eylül’den beri dünyanın her yerinde ılımlı İslami demokrasileri istediğini belirtiyor ama sadece iki tane var: Türkiye ve Malezya. Türkiye’de ılımlı bir Müslüman parti, meşruiyetlerini Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk’ten alan ünlü milliyetçi partileri mağlup etti.” Sözlerini ifade etmesiyle başladı. Bundan sonra çıkan tartışmaların odak noktası Türkiye Malezya olur mu? Etrafında dönmeye başladı. Tabiki Malezya’nın 1980’lerden itibaren islamlaşması söz konusu. Her ne kadar bu ülkenin farklı yüzlerinin olduğu söylense de Başbakan Yardımcısı Necib Razak’ın ‘İslam resmi dindir ve biz İslami bir devletiz. Asla laik olmadık, çünkü Batı tanımıyla laik olmak, ülke yönetimiyle İslami ilkelerin birbirinden ayrılması anlamına gelir’ sözleri herşeyi ortaya koyuyor.
Bizi ilgilendiren Malezya’nın tarihi, kültürü, ekonomisinden ziyade gördüğümüz sonuçlardır. Biz bu sonuçlarla benzerlikler taşıyacak gelişmelerden geçecek miyiz? Sorunumuz bu. Tabiki burada en önemli olan kadınların toplum içindeki yeri. Türkiye’nin çok daha gerçekçi bir sorunu var o da türban. Dikkatinizi çekecekse başörtüsü demiyorum. Çünkü bizim anneannelerimizin başörtüsünü bağlayış tarzıyla şimdiki siyasal islamı destekleyen kesimin eşarplarını bağlayış şekli çok farklı. Öyle ki bu bağlayış tarzlarından kişinin hangi kesime destek verdiğini de ortaya çıkarabilirsiniz. Eğer burada tartışılması gereken sorun özgürlükse yani; kişinin istediği islami örgütün,kesimin..vb’nin simgesini başında taşıyarak her yere rahatça girip çıkabilmesiyse konu özgürlükten çıkacak ve devletin kendisini tehdit edecektir. Bu bağlamda da özgürlüklerin sosyal ortam içinde sınırlandırması söz konusu olacaktır. Aksi durumda ise tabiki mahkemeler, cezai müeyyideler söz konusu olmayacaktı.
Eğer sorunumuz başörtüsüyse bunun tartışmasını erkeklerin çözmesinden yana değiliz.Bu kadınların sorunudur ve yeni hükümetin bu sorunun çözümünü anayasal değişiklikte değil düşünsel değişiklikte bulması gerekecektir.
Bakın şimdi size bir TV reklamından söz etmek istiyorum. Son günlerde televizyonlarda yer alan bir eşarp reklamında son derece düzgün görüntülü bir beyefendi sahip olduğu sihirbazlık yeteneği ile elleri arasından ipek misali kayan eşarpları etrafında bulunan hanımlara fırlatıyor. Etraftaki kadınlardan bazıları türbanlı. Ve başı açık olan bir hanım, türbanlı olan hanımefendiye bakarak saçını kapatıyor tabiki o sırada firmanın sloganı ekranda beliriyor. Sloganda başörtüsü takan kadınların güzelliklerine güzellik ekleyecekleri ikna edecekleri bir dille belirtiliyor. Tabiki bunun bir reklam olduğu ileri sürülebilir ancak reklamların insanlar üzerinde nasıl etki ettiği özellikle bilinçaltlarına nasıl hitap edildiğini bilmek gerekir.Bu örnekle varmak istediğim nokta bazı çevrelerin ılımlı islamcılığın normal olduğunu insanların kafalarına kazımak istemesi.
Biz özgürlüklerin kısıtlanmasından yana değiliz fakat aynı Malezya örneğindeki gibi demokratikleşme ardına saklanarak ılımlı islam modelini uygulamak isteyenlerin karşısındayız. Hele bunları “kadınların özgürlüğü” olarak görenlerin tam karşısında olacağız!
29 Eylül 2007
|
|
|