Haber: M. Çağrı DAVRAN - Volkan YÜCEL
Foto: Abbas ULU
Ntv'de spor denilince akla gelen ilk isimlerden biri olan Murat Kosova için sporun içinde bilgi olması son derece önemli. Özellikle ekrana çıkmaktan pek hoşlanmayan ünlü spiker Aslın da ekrana çıkmayı fazla sevmiyorum. Ama önüme bir monitör koy ve kapı'nın altından kuru ekmek ve su ver her gün maç anlatıyım, hiç problem değil. diyor. Bu yoğun iş temposunda yakaladığımız Murat Kosova ile spora olan sevgisini ve televizyonculuk yaşamını konuştuk.
Murat Kosova diğerlerinden farklı olmak için ne yaptı?
Hiç bir şey yapmadım... Şu anda sizinle nasılsam, ekranda da öyleyim. Doğal olmak bence çok önemli. Bir kişi kriter aldığı ve bahsettiği şeylerden haberdar olmalıdır. Ve sadece önüne getirilen yazılardan ziyade kendi bilgisiyle bir şeyler yapabilmelidir. En önemlisi konuya hakim olmalıdır. 6 günde 9 mesaim var. 5'i gündüz 4'ü gece çalışıyorum. Haber okumadan önce 3-4 saat önce gelip neler oluyor neler bitiyor, metinlerin altı nasıl diye araştırırım. Okuyacağım haberleri anlamaya çalışıyorum. Anlamadığım bir yer varsa, haberi yapan muhabir arkadaşı arıyorum. Herşey merak etmekle başlıyor. Yani kısacası doğal olmak önemli, şu an masada nasılsam yayında da öyle oluyorum.
Kariyerinize 4 yaşındayken Monchengladbach-Liverpool maçını izlemekle başladınız. 4 yaşından bugüne Murat Kosova kariyerinde istediği yerde mi?
Amacım sporcu olmaktı. Sağlık sorunlarım sebebiyle fazla spor yapamadım. Futbol ve basketbol oynadım. Çok iyi bir öğrenciydim. Fen lisesini kazandıktan sonra İstanbul Teknik Üniversitesi'nin İnşaat Fakültesi bölümüne girdim. Şu anda ise hayatımda hiç bir derse çalışmadığım kadar bir maça hazırlandığımı söyleyebilirim. Sporun içinde olmaktan ve kafama koyduğum işi yapmaktan memnunum. Yapmak istediğim şeylerden biride bir öğretim üyesi olarak, bir İletişim Fakültesinde veya Spor Akademisinde çalışmak. Spor konusundaki bilgimi bu konuda kullanmayı çok istiyorum. Aslın da ekrana çıkmayı fazla sevmiyorum. Ama önüme bir monitör koy ve kapı'nın altından kuru ekmek ve su ver her gün maç anlatıyım, hiç problem değil. Bir maça hazırlanırken gerekli notlarımı alıyorum, kendi arşivimi yeniliyorum. Her hangi bir konuda söyleyecek bir şey bulamamak, seyirciye mahçup olmak istemem. Çünkü hayatta en korktuğum şey bilgi yetersizliğidir. Annemin hala sakladığı çocukluk kağıtlarım var, Barcelona'nın, Real Madrid'in falan kadrolarını yazdığım kağıtlar. Gollerin dakikalarını dahi yazıyordum 4-5 yaşındayken. O dönem TV'ler siyah-beyaz olduğundan babama soruyormuşum şu takımın rengi ne, bu takımın rengi ne diye... Yani o zamandan başlayan bir arşiv, o zamandan başlayan bir birikim söz konusu.
Bir televizyoncu olarak, şu andaki TV programlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Magazin dünyasıyla ilgili bir soru sorulursa bilmem ama bana bir sporcu sorarsanız cevap veriririm. Diğerlerini de pek eleştirmem de, çünkü tanımadığım şeyi eleştirmem. Tv'yi açtığınızda güzel bir spor programı bulamadım, iyi bir dizi yok diyebilirsiniz ama eleştiremezsin. İzlediğin biri şeyi eleştirmek bence anlamsız. Eleştirmenler var zaten onlar eleştiriyor. Televizyon sana zorla bir şey seyrettiremez. Sen özgür bir iradeye sahipsindir. Benim için en önemli şey zamandır. Zamanın stratejisini en iyi şekilde yapabilmek, zamanı iyi kullanabilmek çok önemlidir. Yani bir saat boyunca Ya Allah Kahretsin, bu ne ya diyerek ona bağlanıyorsa insan, o zaman kendinde hata aramalıdır.
Bizim ülkemizin eğitim seviyesini düşününce ...
Bu bir arz. Bu işi yapan insanlar, bu işin para kazandırdığını, reklam aldığını ve izlediğini bildiği için yapıyorlar. Yani bunu değiştirmek tamamen kişinin kendi elinde. Bu programları eleştirenleri eleştiriyorum açıkçası. Ulusal bir televizyonu cezalandırmak, uzaktan kumandayla yapabileceğiniz bir şey. Zap yaparsınız. Yani o kanala verilecek ceza o'dur. Beğenmediğini izlemezsin olur biter. Her gün aynı yemeği yemek gibi. Her gün ıspanak yiyip, ben nefret ediyorum ıspanaktan demezsin, başka bir şey yersin. Özgür bir ülkedeyiz, herkes istediğini izler; cahil olarak kalmak o özgür iradenin bir parçasıdır. Bilgi dağarcığını geliştirmek insanın kendi elindedir sonuç olarak...
Türkiye'de spora keyiften önce skor olarak bakıyoruz, siz ne düşünüyorsunuz?
Skor olarak değil, taraftar olarak bakıyoruz. Bir maçı izleyenler, bir takımın fanatiği oluyorlar. NBA'de de bu böyle, yaşadığım için söylüyorum. Yani Nba'i neden izlediğinin farkında değil. Adam Portland'ın fanatiği oluyor ve Niye Portland maçı anlatmıyorsunuz Allah cezanızı versin diye mail atıyor.
Kaan Kural'la yaptığımız söyleşide de, kendisi İnsanlar stada geldiklerinde bilinçlerini kapıda bırakıyorlar demişti.
Evet. Normalde dışarıda ben senin yanına gelip küfür etsem, veya arkadaşının kafasına para atsam, geceyi nezarethane de geçiririm. Ama maalesef stadyumlarda, salonlarda bu kanunlar geçerli değil. Mesela, son günlerde iki büyük kulübün başkanları arasındaki demeç savaşı... İnanamıyorum, çocuk gibiler. İnsanların bu kadar acımasız olduklarını, stada geldiklerinde bilinçlerini kaybettiklerini bilirken bu iki kulübün yöneticilerinin bunları söylemesi bütün bu fair-play çabasını boşa çıkarır. Kişilere indirgenmiş cezalar olmalıdır. Türkiye'de cezalar kulüplere veriliyor. İnsanlar dışarıda yapamadığını orada yapıyor. Bir önceki konuya bağlayarak bir şey anlatacağım, mesela ben çok fazla oyun oynarım, boş zamanımı oyun oynayarak değerlendiren tipte biriyim. Grand Theft Auto diye bir oyun var, tamamen şiddet. Git şiddetini o oyunda boşalt.. Sokakta yapamadığını sanal bir dünyada yap.
İnsanların sizin için söylediği en önemli şey samimiyet, sıcak bir tavrınız var. Maç anlatırken sanki sahanın içindeymiş gibisiniz. Bu heyecanı, duyguyu nasıl başarıyorsunuz?
Bunun özel bir numarası yok. Maç gazozuna da olsa öyleyim, yani ben mahallede çocuklar top oynarken karışan biriyim. Yok o dışardaydı, o çizgiden çıktı. Çocuklar Ya Murat abi bir karışma falan diyorlar. Ona bile kaptırırım kendimi. Yani bu heyecanla ilgili bir şey.
Winning Eleven oynarken bile Vur Allah kahretsin falan diyorum. (gülüşmeler)
Bir de tabi ki maç anlatırken orada ne olduğunu ne bittiğini bilmem lazım. Orayı yaşamam gerekiyor. Seyirci zaten anlar senin yapmacık olduğunu, yapmacık bağırdığını hemen anlıyor. Kısacası bilgili olmak çok önemli bu konuda. Benim sesimi taklit edebilirsin. Ama bilgimi taklit edemezsin. Eğer sesimi de bilgimi de taklit eden biri varsa, gider elini sıkarım.
Sizi Fransa 98'de ilk kez Okay Karacan'la tanıdık. Belki de Dünya Kupasını ilk kez TRT'den daha ayrıntılı, alıştığımız formatların dışında izledik. NTV'nin günümüzdeki spor programlarının içeriğine katkısı olduğuna inanıyor musunuz?
Fransa 98'de kapı kapı dolaşarak, her şehirde oradaki heyecanı, havayı insanlara aktardık. Daha sonra diğer kanallarda tekrar edildi. Program'da kadrolar yapıldı, interaktif bir format sunuldu. Futbol Net ile ödüller aldık, çok gurur duyuyorum o programla. İnsanlar tarafından takdir edildi. Tamamen bilgiye dayalı bir programdı. Devamları oldu diğer kanallarda. Ama bu değerlendirmeyi sizler yapabilirsiniz, ben yapamam. Yani diğer programların temelini oluşturduğumuzu sizler söyleyebilirsiniz ancak. Ama şunu söyleyeyim Nba stüdyo'dan çok fazla keyif alıyorum, yapmaktan da, hazırlığından da. Programda Kaan'la, Murat'la, zaman zaman Mete'yle olmaktan çok mutluyum.
Peki Nba Stüdyo kadrosu nasıl oluştu?
Nba programı hazırlamak benim için çok büyük bir tutkuydu. Bu konuda ikna ettiğim arkadaşlarım oldu.NTV Genel Müdürü Cem Aydın'ın çok büyük katkısı oldu. Böyle bir program yaparsak neler yapabileceğimizi, neler amaçladığımızı anlattık. O da basketbolu çok seven biri. Amerika'dakilerle bağlantılar kurduk, oradakilere burada onların malını satabileceğimizi ve burada da Nba sevgisinin nerede olduğunu göstermek istediğimizi belirttik. Allah'a şükür bu zamana kadar yüzümüzün akıyla çıktığımızı düşünüyorum.
Ayrıca sizin gibi genç insanların Nba'le ilgili sorular sorması benim için paradan puldan daha önemli. Bu da bizim işimizi düzgün yaptığımızı gösteriyor. Ekip içinse çok fazla uğraşmadık açıkçası. Bu ekip ilk aklımıza gelen isimlerdi. Bir keresinde aramızda çok büyük dostlukların olduğu bir ekip herşeyden önce. Murat Murathanoğlu, bu işte Türkiye'de en başta gelen isimlerden biri. Ekrandaki bir ses olarak bile basketbol için önemli bir kişi. Ağabeyim olarak tanımlayabileceğim biridir. Kaan Kural benim canım ciğerimdir, dünya tatlısı bir adam.
Ntv'nin Nba'e katkısının TBL'ye nasıl bir etki yaptığını düşünüyorsunuz?
O eleştirileri çok haksız buluyorum. Biz TBL'ne çok büyük yatırımlar yaptık zamanında. Özellikle 12 Dev Adam'ın, Garanti Bankası sponsorluğunda çok büyük başarılara imza attığını biliyoruz. 12 Dev Adam'ı bizim sayemizde Türkiye sevdi. Ferit Şahenk beyefendinin basketbolu çok sevmesiyle oldu bunlar. Türkiye Basketbol Takımı maç yaptığı zaman tribünler doluyor artık. Diyorlar ki, NBA'i bu kadar ön plana çıkardılar, Türk Basketbolu'na bu kadar zarar verilemez. Böyle bir şey yok. Artık NBA'e oyuncu gönderiyoruz, acaba her sene kim gidecek diye düşünüyoruz. Bize gelip takımlardan bilgi alıyorlar, şu takımdaki şu oyuncu gerçekten iyi midir, nasıl bir çocuk falan diye.Formula 1 yarışları yayınlanınca Türk Otomobil Sporlarına zarar mı veriliyor? Hayır.
Peki basketbolun yanı sıra bir de futbol'la ilgili bir sorumuz var, UEFA'nın gelecekte büyük kulüpleri kaybetmesi gündemde. Barcelona başkanı LaPorta, 3 ay önceki açıklamasında bunun sinyallerini verdi. Türkiye Süper Ligi'nden de Galatasaray'ın bu oluşumda bulunmasını arzu ettiklerini söyledi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Bu tartışma yıllardır var. Biliyorsunuz Euroleague de, Avrupa basketbolunda FIBA'nın kontrolü elinden kaçırmasıyla oluşan bir oluşum. Takımlar kendi ligini kurdular. Kendi finansmanlarını ve paralarını kazanmaya başladılar. Böylece kendi kontrollerini sağladılar. Eğer UEFA, kontrolü kaybederse ve bu devleri yeteri kadar mutlu edemezse, olabilir. Ama şu an UEFA sanıldığı kadar güçsüz değil. Bence bunlar UEFA'dan daha fazla para koparabilmek, daha fazla pay alabilmek için yapılan oyunlar. Zira UEFA'nın çok önemli bir geçmişi var. Ulusal ligler de UEFA'ya bağlı. UEFA kurallarıyla yönetiliyor kulüpler. Kaos'a sürüklenirse o kulüpler de kaybedebilir. FIBA'nın Avrupa kanadının düştüğü duruma düşecek durumda değil UEFA. Bir ara Türkiye Basketbol Federasyonu ile kulüpler ters düştü, gidip gelmeler oldu bu konularda. Ama UEFA'nın kulüpler için yeterli finansmanı sağlayacağını düşünüyorum. Bu konulardan aslında üzüntü de duyuyorum az önce iki büyük kulübün yöneticilerinin tartışmasından bahsettik. Aslında bu konuların temelinde de tamamen, pasta'dan daha fazla pay alabilmek yatıyor. Tartışmaların özünde olan bu. Büyükler daha büyüyor, küçükler daha da küçülüyor. Zamanında bir Steau Bükreş, Kızılyıldız'ın başarıları artık tekrarlanamıyor. Galatasaray zira bize büyük mutluluklar yaşattı. Bunları yaşamak şimdi çok daha zor.
İddaa oyunun bu kadar tutulmasında da etkiniz yadsınamaz. Yaptığınız maç yayınlarıyla.
Evet. Aynen öyle, adam bakıyor Tv programına Manchester United Portsmouth maçı var, bir kupon yapayım daha keyifli seyredeyim şu maçı diyor adam. Şimdi İspanya, Almanya, İngiltere ligi'ni yayınlayarak 3 katı mı zarar veriyoruz futbolumuza? (gülüşmeler)
Eşiniz Şebnem Kosova'da spor servisinde çalışıyor. Sizin evde muhabbetin konusu genellikle spor oluyordur herhalde. Pek görüşemiyormuşsunuz gerçi.
Evet, Kaan'ı daha çok görüyorum (gülüşmeler). Tabi ki spor konuşuluyor, mesela Ülker'in maçı vardı. Oturduk beraber izledik. Ama diğer yandan kitap paylaşırız, sinemaya zaman ayırabildiğimiz sürece gideriz. Ayda bir kez veya iki kez dışarı yemeğe çıkarız . Eşim spor konusunda tanıdığım en bilgili kişilerdendir. Kendisi Amerikan futbolu ve Sumo ile ilgili derin bilgiye sahip.
Son olarak, hiç unutmadığınız bir anınız var mı?
Dünya Kupası öncesi, Belçikalı Paff, Arjantinli Kempes ve Alman Kaltz program konuğumdu. Ve ses sistemi programın başladığı an gitti. Simültane tercüman var, ses gittiği için o da yok. Kaltz Almanca dışında bir dil konuşmuyor, İngilizce anlıyor; Pfaff Fransızca konuşuyor, Kempes İspanyolca konuşuyor. O programda yüz yıl yaşlandım herhalde. Allah'ın takdiri midir nedir, o programda Almanca ve İspanyolca anlar oldum. Çocukluğumun yıldızları onlar, program sonunda yarım saat güldük onlarla.